Anasayfa Kullanıcı Kontrol Paneli Kullanıcı Listesi Takvim Üye Ol/Register  
Language Yeni Mesajlar Yanıtlanmamış Konular Vadi Blog Zirvedekiler Referanslar Üye Atlası Reklam Yönetim
 


Geri Dön   ForumVadisi > Din ve Ahlâk > Din ve Ahlâk > İslamiyet
ForumVadisi Kuruluşunun 3.Yılında, Hep Aynı Tadında! Aslan gibi yola devam! Hertha 0-1 GS Trojan Remover v6.7.4 Build 2554 (Mavisspeed) Liverpool 1-2 Man.Utd (WaloqX) || Bir Ziyaret ve Sayfiye Mekanı....HARPUT || By_Serhatti Bilmediğim bir dilde şarkı söylemeye benziyor seNi seVmeKk Biyoteknoloji . . .y a l n ı z l ı k . . . || Zamanın Taş Suretleri....SAAT KULELERİ || || Mevlevi Felsefesinin Elçileri....SEMAZENLER || Tsk yıpranmaz Aydın Doğan'dan BBP'ye garip teklif "Mısır'da Osmanlı dönemi 1952'ye kadar sürdü" (Uğurr)France:5_2:England(NoUmA KaDİR) 2009 yılının resmi tatilleri buyrun bakalım tam 111 gün..!!!! Yeni McLaren hazır! Alonso'dan tehdit! Mumlar ..Çeşit çeşit kuş resimleri(müzeden) Her bayi kendi kriz formülünü uyguluyor Microsoft'a Çin darbesi Tuzla'da Patlama Cevizli Ev Eriştesi Ankaralılara müjde! Piyanist Favre Kahn, İstanbul'da konser verecek "Altın Keman" Mintz, Türkiye'de Ambülansa kavuşan başkent Eyvah! Sosyal fobik olduk Sağlıklı Diyede Böye çamur banyosu yapılmaz ki...!!! Gözünüzü 6 ayda bir muayene ettirin Trafik polisinin şoke olduğu an ...!!! Sofranızdan turpu eksik etmeyin Nodül' Tiroid Bezesi Kitlesi Kulak pamukları sakıncalı Migreni Tetikleyen Besinler Değişebilir Kurbanlıklar kilo alsın diye kemençe dinletiyor Kalp Ve Şeker Hastalarına Bayram Uyarısı 2009'da az tatil yapacağız En iyi 20 film finali Ayşe Kulin'in yeni kitabı "UMUT" Hem kazak hem atkı...İkisi bir arada =) Sarmalı Çizmeler Kulak Yüzükleri LC Waikiki Kış Koleksiyonu Saç bantları yeni modelleri ile hayatımıza geri döndü! Menekşe gözler üzüm dudaklar! Barbieleri Parçalamışlar ve Bakın Ne Yapmışlar? 50000 Universal Drivers for Windows XP Cyberlink Power Director 5 3 Aralık Dünya özürlüler günü Bıçak tatlısı tarifi Mandalinalı Puding ÖZÜRLÜ ZİHNİYET,Özürlü annelerini başörtülerinden dolayı anıtkabire almadı Mandalinalı sorbe; Kestaneli kolay profiterol Muzlu cubuklar Nevzine Tatlısı Portreler Londra Moda Haftasının En Uçuk Parçaları örgü atkı koleksiyonu Saç Örgülü Kışlık Çanta Modeli Artık kumaşlardan çanta modelleri Yeni örgü çantalar Bebişlerimiz İçin:)) Hoca CHP'ye göz kırptı XDA Orbit 2 En Acaip Telefon Nokia 6260 Slide Bayram Meral'in Malvarlığı HeRaKo PvP Server Açıldıııı!!! Minik Dev Masaüstünde Çinliler İPhone'a Kapak Taktı Hizbulergenekon Devam Ediyor..... BlackBerry: Yeni Curve ile çok iddialı... Bebek Bakacaktı Seks Kölesi Oldu Renk cümbüşü: iPhone ve G1 için yeni bir tarz Seçmen listelerini kontrol ettiniz mi? Sattıkça tükenen ruhunu bir –sen- olup gösterebilseydim sana! Motorola'dan yeni VE66 Hands-free telefonlar da tehlikeli Hadi Baba Bana Bu Sefer Gerçekleri Anlat... ...ßiz MeLekLer... Cam ile ısıtmayı da başardı FOTBOL MANAGER - 2005+2006+2007+2008+2009 HEPSİ FUL ( Kendi Uploadım ) Google, Avusturya'ya bilgi merkezi kuruyor Lazer silah sisteminin ilk testi başarılı oldu Her Gidiş Aynı Yöndeydi Sana Ulaşmak Üzere AÖF'de ek yerleştirme başvurularında son gün İhanetim/dir bu gecem, düşünle ,yanında yattığım sana! Asimov'dan iki yeni sinema uyarlaması "Kayıp Otobüs" Boston'da Bu afiş MHP'yi bile çıldırttı Boeing 747, Endeavour'u sırtında taşıyacak Mars, Anka Kuşu'na mezar oldu Sözde Kürdistan'ı geziyorlarmış Onbinlerce kişi BM'yi protesto etti Kur enflasyona kilitlendi Fener'den müthiş atak Ev Maketleri Kombine kıyafetler
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 08-08-2008, 19:23   #1 (Kalıcı Bağlantı)
Baba Sultan
 
nakkash Kullanıcısının Avatarı
 

Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Kutbu’l-Ârifin İmam Şa’ranî (K.S.)’nin Dilinden:Onlar

Allah kendilerinden razı olsun, onlar, bir gölgenin sahibini takib ettiği gibi Kur’an ve sünneti takip ederlerdi. Onlara göre gerçek sûfi, ilim üzere ihlasla amel eden kimseydi. Bu tarifin dışında kalanlara sûfi demezlerdi.
Onlar, bir adamın havada bağdaş kurup oturduğunu görseler buna hiç kıymet vermezlerdi. Onun edebine ve ameline bakarlardı. Ameli sünnete uyuyor ise yaklaşırlardı, yoksa uzaklaşırlardı.
Onlar, ilim ve amellerine riya ve gösteriş karıştırmaktan son derece korkarlardı. Yahya b. Muaz’a (K.S.) “Bir kimsenin ihlasa ulaştığının alameti nedir?” diye sorduklarında: “Süt emen çocuk gibi, kendisini övene de sevene de hiç aldırış etmeyip, işine, ibadetine devam etmesidir.” demiştir.
Büyük veli Fudayl b. Iyaz’ın (K.S.) şu sözü ne güzeldir: “İnsanlar görsün diye amel etmek riyadır. Yapman gereken bir ameli insanlardan çekinip terketmen şirktir. İhlas ise, Allahu Tealâ’nın seni bu iki halden kurtarmasıdır.”
Onlar, bir iyiliği emir veya kötülükten nehiy gibi dinen övülecek bir sebep yokken devlet adamlarının kapısını aşındırmazlardı. Bunu yapan kardeşlerini hoş görmezlerdi. Bir gün Tabiûnun ileri gelenlerinden Ahnef b. Kays, zamanın halifesinin yanında bulunuyordu. Mecliste çok şey konuşuldu, Ahnef devamlı susuyordu. Halife ona dönüp, niçin konuşmadığını sorunca Ahnef: “Yalan söylesem Allah’tan korkuyorum. Doğruyu söylemeye senden çekiniyorum. Onun için susuyorum.” cevabını verdi. Aslında bir yanlış yapılırken sükut etmek ve gücü varken müdahale etmemek insanı vebale sokar.
Onlar, içi dışına, sözü özüne, ameli düşüncesine uygun kimselerdi. Onların içleri dışlarından daha güzeldi. Göründüklerinden daha mükemmel bir ahlaka sahiptiler. Allahu Tealâ’nın kendilerini bilmesi ile yetinir, halktan bir şey beklemezlerdi. Çok yüksek hallerini insanlardan gizlerlerdi. Halkın içinde Hak ile beraber idiler. Ashabtan Zübeyr b. Avvam (R.A.) derdi ki: “Halktan gizlediğiniz bir takım kötülük ve kusurlarınız olduğu gibi, onlardan sakladığınız bazı hayırlı amelleriniz de bulunsun.”
Onlar, haksızlıklara sabırla göğüs gererlerdi. Kendilerine yapılan zulüm ve haksızlıkları bağışlarlardı. Birisi onlara eziyet verince, önce kendilerinin Allah’a karşı bir suç işleyip işlemediğine bakarlardı. Çoğu zaman kendilerinde gizli de olsa bir kusur bulur, onun için bu musibete uğradıklarını düşünür, derhal tevbe ve istiğfara sarılırlardı. Abdullah b. Mervan (Rh.A.) derdi ki: “Ey idarelerini üzerime aldığım cemaat, sizi insafa davet ediyorum. Sizler bizden, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi idareci olmamızı bekliyorsunuz. Fakat kendiniz onların cemaatı gibi değilsiniz. Cenab-ı Hak’tan bizleri biribirimize yardımcı yapmasını diliyorum.”
Onların sevgileri de tepkileri de Allah içindi. Sadece Allah için gayrete gelirlerdi. Kimseyi dünyevi bir çıkar için sevmezlerdi. Kızmaları da Allah rızası içindi. Onlar, bu ahlakı İslam’ın en temel esası olarak görüyorlardı. Sevgide kalbin haline bakıyorlardı.
Sahabeden Abdullah b. Mesud (R.A.) derdi ki: “Bir kimseyle arkadaş olduğun zaman, kendisine seni ne kadar sevdiğini ve bu konuda ne kadar samimi olduğunu sorma. Sen onun hakkında gönlünde ne sakladığına bak. Onun için ne düşünüyorsan, onun da senin hakkında aynısını düşündüğünü bil.”
Onlar az gülerlerdi. Gülmeleri de tebessüm şeklindeydi. Dünya nimetlerinden dolayı sevinmezlerdi. Rasulullah (A.S.) Efendimizin: “Vallahi, eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Yataklarınızda rahat yatamaz, dağlara çıkar, tamamen Allah’a yönelirdiniz.” hadisini düşünür ve bir derece yaşarlardı. Sırat’ı geçip Cennet’e girmeden gülmenin gerçek olmayacağını düşünürlerdi.
Onlar, insanlara yük olmaktan ve birilerinin minneti altına girmekten son derece korkar ve sakınırlardı. Rivayet edildiğine göre, Lokman Aleyhisselam oğluna şu nasihatı yapmıştır: “Oğlum, ben çok ağır yükler, taş ve demirler taşıdım; fakat borçtan daha ağır bir şey görmedim. Nice tatlı ve hoş yemekler yedim, güzel kadınlarla evlendim; fakat afiyetten daha tatlı bir şey görmedim. Bir çok acı ve sıkıntı çektim; fakat insanlara muhtaç olup el açmaktan daha acı bir şey görmedim.”
Onlar, yapmış oldukları hiç bir hayırlı ameli yeterli görmezlerdi. Amele değil sadece Allah’ın geniş rahmetine güvenirlerdi. Sonlarının nasıl biteceğini ve ölümün ne şekilde geleceğini bilmedikleri için, korku içinde yaşarlardı. İman selameti ile ölmeyi her şeye tercih ederlerdi.
Onlar, hastalık hallerini Allahu Tealâ’ya yöneliş için bir fırsat bilirlerdi. Hastalığı ölümün habercisi olarak düşünüp, tevbe ve zikre sarılırlardı. İmam Şafii (Rh.A.) hastalanmıştı. Ziyaretine gelen dostları: “Ya imam, kendinizi nasıl buluyorsunuz?” diye halini sordular; şu cevabı verdi: “Artık dünyadan göçüyorum. Kötü amellerimle karşılaşacağım. Fakat Rabbimin lütuf ve merhametine itimad ediyorum.”
Onlar, dünyaya sevgi ve şehvetle değil, ibretle bakarlardı. Acı tatlı her hadiseden bir ibret çıkarırlardı. Büyük veli Hâtemü’l Esam’a: “Bizden birisi ne zaman ve nasıl dünyaya ibretle bakanlardan olabilir?” diye sordular, şu cevabı verdi: “Dünyada her şeyin sonunun harap ve her şahsın gideceği yerin toprak olduğunu gördüğü zaman. Bir kimsenin evinden veya yakınından bir cenaze çıkar da, o kimse bundan ibret almazsa, ona ne ilmin, ne hikmetin ne de bir vaazın faydası olur.”
Allah kendilerinden razı olsun, Allah dostlarının ahlakı böyle idi. Tenbihü’l-Muğterrîn’den alınmıştır.
__________________
Tarihin derinliklerinden engin yarınlara bir sevgidir, selamdır Semerkand.
Herkesin yüz çevirdiği insanlara, son ana kadar ümittir Semerkand.
Yargılamak, sorgulamak değil, sarıp sarmalamak, kucaklamaktır Semerkand.
Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek ve bunu hizmet ile ispattır Semerkand.
Bilim adına maddeyi, madde adına bilimi putlaştıranlara mananın hürriyetini sunmaktır Semerkand.
Günahkara değil, günaha düşmanlıktır Semerkand.
Sen ben değil, onun için bizdir Semerkand.
Kıbleye dönüvermiş nurani bir yüzdür Semerkand.
Gönüllerde aşk için yanan közdür Semerkand.
Hakikati gören gözdür Semerkand.
Cehalet yaprağını döken güzdür Semerkand.
Dostun bize söylediği sözdür Semerkand.
Statü: Çevrimiçi
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Google Reklamları
Eski 08-08-2008, 19:24   #2 (Kalıcı Bağlantı)
Baba Sultan
 
nakkash Kullanıcısının Avatarı
 

Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder

Allah kendilerinden razı olsun onlar, küçük-büyük demeden, yakınlık veya uzaklık gözetmeden, cahil-alim ayırmadan, herkese karşı çok nazik ve edebli davranırlardı.
Onlar, yumuşaklığın her çeşit sertliği ve sıkıntıyı giderdiğini bilirlerdi. Allahu Tealâ’nın, Hz. Musa ve Hz. Harun’u Firavun’a gönderdiği zaman: “Ona karşı yumuşak söz söyleyin ki, dediğinizi düşünebilsin ve anlasın” (Taha/44) ayetinin tavsiyesine çok dikkat ederlerdi. Onun için din kardeşlerine bir tavsiyede bulunurken, onların hoşlanacağı bir dil ve üslup ile anlatırlardı. Kalbe girmeyen sözün vücutta bir etki yapmadığını çok iyi bilirlerdi. Sözün kalbe işlemesi için de tatlı ve yumuşak olması gerektiğini söylerlerdi.
Onlar, insanın yücelmesinin ancak edeb ile mümkün olduğunu ittifak halinde kabul etmişlerdi. Edebin esası, kendini noksan, başkasını kamil görmektir. Edebi az olan insanlar ise, kendilerini kamil, başkalarını kusurlu görürler.
Ariflerden Bekir b. Abdullah el-Müzeni (Rh.A.), edebli insanların diğer insanlara karşı nasıl davranacağını şöyle anlatırdı:
“Kendinden büyük birisini gördüğün zaman hürmet ve tazimde bulun ve ‘müslümanlıkta ve hayırda o benden öndedir’ diye düşün. Kendinden küçük birisiyle karşılaştığın zaman ona şefkatle muamele et ve ‘benim yaşım bundan ileridir, onun için günahta ben ondan öndeyim’ diye düşün. Sana bir mümin kardeşin herhangi bir ikramda bulunduğu zaman, ‘bu Allah’ın ihsanıdır, yoksa ben bunu hak etmiş değilim’ diye düşün. Birisi sana hakaret edip canını yakınca da, ‘bu benim bir kusurum sebebiyle başıma geldi’ de. Kimseye eziyet etme. İyi bil ki, komşunun köpeğine bir taş atmış olsan, ona eza etmiş olursun.”
Allah kendilerinden razı olsun; onlar, günahlardan korktukları kadar, iyilik ve ibadetlerindeki kusurlardan da korkarlardı. ‘Yüce Rabbimize karşı edebi koruyamadık, bu ameli ona layık yapamadık’ diye, bütün hayırların peşinden istiğfar ederlerdi. Amellerine değil, Allah’ın rahmetine güvenirlerdi.
Bişr-i Hafi (Rh.A.) derdi ki: “Biz öyle zatlara yetiştik ki, onlar dağlar kadar hayır amel işleseler ona bakıp aldanmazlardı. Şimdi bir de size bakıyorum, doğru dürüst bir hayrınız olmadığı halde gururlanıp duruyorsunuz. Hayret doğrusu!”
Onlar, zulüm ve haksızlığın her çeşidinden son derece sakınırlardı. Birisinin alacağı varken Cennet’e ve Cehennem’e gitmenin mümkün olmadığını bilirlerdi. Çünkü Allah Rasulü (A.S.) Efendimiz: “Eli veya diliyle zulmettiği, hakkını yediği, gıybetini ettiği kimse ile hesabı görülmeden hiç kimse ne Cennet’e ne de Cehennem’e girebilir.” buyurmuştur. (Buhari, Hakim, Ahmed)
Ariflerden Memun b. Mihran (Rh.A.) demiştir ki: “Kişi namaz kılarken kendisine lanet okur da hiç haberi olmaz!” Kendisine: “Bu nasıl olur?” diye sorulduğunda, cevap şu oldu: “Eli veya diliyle ona-buna zulmeden, insanları arkadan çekiştiren, haksız yere mallarını yiyen birisi, namaz kılarken: ‘Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!’ (Hûd/18) ayetini okur. Kendisi de bir çeşit zalim olduğu için, Allah’ın lanetini üzerine çekmiş olur.”
Onlar, dünyada hayır sahibi iyi bir insan gözüküp, ahirette müflis olmaktan son derece çekinirlerdi. Bundan Allahu Tealâ’ya sığınırlardı. Allah Rasulü (A.S.) gerçek müflisi şöyle tarif etmiştir: “Asıl müflis, kıyamette hesap yerine bir sürü hayır ve hasenatı ile geldiği halde, ona buna yaptığı haksızlık, gıybet, hakaret ve zulümler sebebiyle hayırlarını alacaklılara veren, fakat iyilikleri yetmediği için onların günahını yüklenen ve sonuçta Cehennem’e sürüklenen kimsedir.” (Buhari, Müslim)
Onlar herhangi bir sebeple hatalı davrandıkları görüldüğünde, kendilerinin uyarılmasını ve kusurlu hallerinin örnek alınmamasını isterlerdi. Kusuru asla savunmazlardı. Düşmanı da olsa, birisi kendilerine hatalarını söylediği zaman gayet memnun olurlardı. Kendisini uyaranlara tevazu gösterir, teşekkür ederlerdi. Hayatta veya ölümden sonra kötü örnek olmak istemezlerdi. Kusurlarını doğru göstermek için tevillere ve yorumlara girmezlerdi. Ben yanlış yapmışım, yanılmışım demekten çekinmez ve utanmazlardı.
Onlar, kendilerini halkın en kamili, en günahsızı ve en temizi görmezlerdi. Bu düşünceyi çok tehlikeli bulurlardı. Kendilerinin insanlara rahmet vesilesi olduğunu katiyyen düşünmezlerdi. En çok kendi kusurlarına şahit oldukları için, hep nefislerini kınar ve onun affı için ağlarlardı.
Onlar, kendilerine eziyet edenlere kin gütmez, intikam peşine düşmezlerdi. Kendilerine karşı yapılan kusuru affetmenin ilahi affa vesile olacağını düşünür ve intikama güçleri yettiği halde affetmeyi çok yüksek bir ahlak görürlerdi. Ariflerden Hatemü’l-Esam (Rh.A.) derdi ki: “Ey kul! Sen, sana karşı bir kusur işleyen kardeşine kızdığın halde, Yüce Rabbine karşı isyan eden nefsine hiç kızmazsın, bu insaf mıdır?”
Onlar, mümin kardeşlerine çok kıymet verirlerdi. Çünkü yeryüzünde Allah’a imandan daha kıymetli bir cevher görmüyorlardı. İman kimde varsa onu Allah için kıymetli görüyor, onun şerefini zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan kaçınıyorlardı. Özellikle salih ve alimlere daha fazla kıymet verir, hürmet gösterirlerdi. Kitap ve Sünnet üzere amel eden bir alime eziyet etmeyi, onun varisi olduğu Hz. Rasulullah’a (A.S.) yapılan bir eziyet gibi görürlerdi.
Abdullah b. Abbas (R.A.) bir gün Kabe’ye bakarak şöyle demiştir: “Ey Kabe! Allah seni mübarek ve mükerrem kıldı. Fakat bir müminin Allah katındaki kıymeti seninkinden daha büyüktür.” Bunun için onlar, kıble ehli bir mümini küçük görmekten ve hele bazı kusurlarından dolayı onu küfre nisbet etmekten şiddetle çekinirlerdi.
Allah kendilerinden razı olsun, Allah dostlarının ahlakı böyleydi.
İmam Şa’ranî’nin Tenbihü’l-Muğterrin’inden alınmıştır.
__________________
Tarihin derinliklerinden engin yarınlara bir sevgidir, selamdır Semerkand.
Herkesin yüz çevirdiği insanlara, son ana kadar ümittir Semerkand.
Yargılamak, sorgulamak değil, sarıp sarmalamak, kucaklamaktır Semerkand.
Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek ve bunu hizmet ile ispattır Semerkand.
Bilim adına maddeyi, madde adına bilimi putlaştıranlara mananın hürriyetini sunmaktır Semerkand.
Günahkara değil, günaha düşmanlıktır Semerkand.
Sen ben değil, onun için bizdir Semerkand.
Kıbleye dönüvermiş nurani bir yüzdür Semerkand.
Gönüllerde aşk için yanan közdür Semerkand.
Hakikati gören gözdür Semerkand.
Cehalet yaprağını döken güzdür Semerkand.
Dostun bize söylediği sözdür Semerkand.
Statü: Çevrimiçi
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-08-2008, 19:34   #3 (Kalıcı Bağlantı)
ForumVadisi Aşığı
 
By_Serhatti Kullanıcısının Avatarı
 

Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder

Onlar, hastalık hallerini Allahu Tealâ’ya yöneliş için bir fırsat bilirlerdi. Hastalığı ölümün habercisi olarak düşünüp, tevbe ve zikre sarılırlardı. İmam Şafii (Rh.A.) hastalanmıştı. Ziyaretine gelen dostları: “Ya imam, kendinizi nasıl buluyorsunuz?” diye halini sordular; şu cevabı verdi: “Artık dünyadan göçüyorum. Kötü amellerimle karşılaşacağım. Fakat Rabbimin lütuf ve merhametine itimad ediyorum.”
Onlar, dünyaya sevgi ve şehvetle değil, ibretle bakarlardı. Acı tatlı her hadiseden bir ibret çıkarırlardı. Büyük veli Hâtemü’l Esam’a: “Bizden birisi ne zaman ve nasıl dünyaya ibretle bakanlardan olabilir?” diye sordular, şu cevabı verdi: “Dünyada her şeyin sonunun harap ve her şahsın gideceği yerin toprak olduğunu gördüğü zaman. Bir kimsenin evinden veya yakınından bir cenaze çıkar da, o kimse bundan ibret almazsa, ona ne ilmin, ne hikmetin ne de bir vaazın faydası olur.”
Allah kendilerinden razı olsun, Allah dostlarının ahlakı böyle idi.
__________________
Bakım Okulu Ve Eğitim Merkezi Komutanlığı BALIKESİR
Statü: Çevrimiçi
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-08-2008, 12:15   #4 (Kalıcı Bağlantı)
:.shadomania.:
 
elvan elif Kullanıcısının Avatarı
 


İnşallah, bizlerde 'onlar' gibi olabilsek,onlara biraz benzemeye çalışsak; hayatımız bayram olur...
__________________
Sordu, pencerenin önünde, dışarısını göstererek:
"Ne görüyorsun?"
Söyledi öteki: "Evleri, ağaçları…"
Biraz sitem etti soruyu soran, azıcık da kızar rolüne büründü. Belli;
dikkatleri üstüne çekmek istiyordu:
"Koskoca Nisan'ı görmüyorsun, değil mi ?", dedi!
Statü: Çevrimdışı
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-08-2008, 12:57   #5 (Kalıcı Bağlantı)
.:shadomania:.
 
ilaynaz Kullanıcısının Avatarı
 


Rabbim bizede "onlar" ın sabrından ihsan eylesin .Ne güzel yazılar bu yazıyı okuyunca insanların birbirleri ile mal yarışını düşündüm de çok boş ve anlamsız geliyor.Fani dünyada kalacak olan herşey için birbirimizi kırıp geciyoruz bugün ölecekmişiz gibi ahireti düşünmeden yaşıyoruz.Allah(c.c)hepimize doğru yolu göstersin onun yolundan bizi ayırmasın (Amin).Bu güzel yazıyı paylaşıp güzellikleri bize gösterdiğiniz için teşekkür ederim.
Statü: Çevrimdışı
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Bihar'ul Envardan Öyküler justiceday İslamiyet 0 31-07-2007 01:47
İmam Şafii AlPeReN061 İslamiyet 1 21-01-2007 12:04
Imam şafii AlPeReN061 Geri Dönüşüm Kutusu 0 21-01-2007 11:59
Imam Maturidi Ve Imam Eş'ari nakkash İslamiyet 0 20-01-2007 13:41
Peygamberimiz (s.a.v.)’in Şemail-i Şerifi Don_juan İslamiyet 0 10-08-2006 04:40

ForumVadisi vBulletin yazılımı kullanmaktadır.
Yazılımın tüm hakları ©2000 - 2007, Jelsoft Enterprises Ltd.'e aittir.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0
Site üzerindeki yapılandırma ve içeriğin tüm hakları ©2005 - 2007 ForumVadisi'ne aittir.
Bilgi için:info@forumvadisi.com




[Çıkış: 108.98 Kb. Sıkıştırıldıktan Sonra: 104.86 Kb. Tasarruf: 4.11 Kb. (3.77%)]