Anasayfa Kullanıcı Kontrol Paneli Kullanıcı Listesi Takvim Üye Ol/Register  
Language Yeni Mesajlar Yanıtlanmamış Konular Vadi Blog Zirvedekiler Referanslar Üye Atlası Reklam Yönetim
 


Geri Dön   ForumVadisi > Kültür ,Sanat ve Eğitim > Tarih
ForumVadisi Kuruluşunun 3.Yılında, Hep Aynı Tadında! Violent Uo Shard Role Playing Adobe Flash CS4 + Keygen Reg Organizer 4.22 Final + Patch Ashampoo UnInstaller 3.10 + Keygen Invelos DVD Profiler 3.5.0.1240 + Keygen DVD X Player 5.2.4.0 + Serial Ashampoo Music Studio 3.41 + Crack VideoReDo TVSuite 3.1.5.564 + Crack FaceFilter Studio 2.0.1206.1 + Patch cod 5 sorunu Toplu Mail Yollama Programı (Bulamadım) İstanbul'da elektrik kesintisi Ankara'da elektrik kesintisi Vista'nın sanal klasör yapısını açığa çıkarın İşadamı Bayer'i kaçırıp fidye istediler Erdoğan'dan Baykal'a çarşaf desteği Hafta sonu kar yağışı geliyor Keneler okulu bastı, eğitim durdu Satranç Hakkında Tüm BiLgiLer Erdoğan'dan bankalara kredi uyarısı Velev ki başörtülü CHP’li! Bu ameliyat Türkiye'de ilk kez yapıldı Duffy DucK * || Sampo - wiN || Hani DTP'nin zemini? Haznedaroğlu 1. sıraya yerleşti! Atletico Madrid'e ırkçılık cezası! 6 fark Özerhun'a yetmedi! Nilüfer Bld. yüzme takımı kuruldu! "Futbola ve şova doyacaklar" Ferrari mi McLaren mi? Sofuoğlu öğrencilerle sohbet etti! Şampiyondan öğrencilere şov! "Osmanlı Cumhuriyeti'nin" galası yapıldı 15 Aralık'ta banka hesapları bloke oluyor Ekonomide Büyük Tartışma PES 2009 %95 Türkçe Yama Diyarbakır'da sıcak çatışma: 2 şehit MHP'nin çarşaf tepkisi çok sert Polat-Muro karşı karşıya geldi Neverwinter Nights 2: Storm of Zehir (2008/ENG) National Geographic dergisi, video oyunları dünyasına giriyor Türkiye'nin oyun festivali GameX başlıyor! Red Alert 3 1.04 yaması Colin McRae: DiRT 2 duyuruldu ve ilk ekran görüntüleri yayımlandı PES TSL 09 Final Project Acun Ilıcalı'ya ölüm tehdidi YKB'nin bankacılık okuluna IQPC'den ödül Damacana suda bu uyarılara dikkat! 12 Eylül öncesi TSK raporunda Aleviler Terör minik Beyza'yı da babasız bıraktı Suudi süper tankeri için 25 milyon dolar Rolls-Royce 2 bin işçi çıkaracak Armağan'dan'Krizim Geldi' partisi... "Deli Dumrul" Ukrayna'dan ödülle döndü Derbi öncesi kart alarmı! Çinliler'i içten vuracağız! Kartal'da çöküş! Memo döndü, Zaza coştu! G.Saray'a Kanadalı smaçör! Tenis Hakkında tüm BiLgiLer 118 gün kalbi olmadan yaşatıldı Tarlada bir, pazarda 5 lira dönemi bitiyor Sizce Aragones 6+2 kuralı gereği hangi yabancı oyuncumuzu yedek oturtmalı? Kristal Klaket, ikinci sahnesini coşkuyla çekti Ağrı'dan ve Diyarbakır'dan acı haber Merkezin sürpriz faiz kararı kuru 1.72'ye fırlattı... Polis Akademisi set vermedi! Camdan Yapilmis Masa Takimlari Şans Topu çekildi Milli Piyango çekildi Nobel ödüllü profesör Türkiye'de Bu maile sakın inanmayın....! Tarihte bugün: 20 Kasım arka fon degişimi Gıybetin resmini gördünüzmü? arka fon degişimi için YARDIMMMM!! Namaz Kilmaya Gidiyoruz.Gaflette Olan,Nefsine Yenik Düşen Kalmasın. TeamViewer 3.6 Build WorldShift [2008 ENG + RUS] Left 4 Dead (PC/2008/RUS/ENG) A Vampyre Story (PC/2008/ENG) Amerika Kendi Askerlerini Zehirledi Yazıcıoğlu Baykal'a Destek çıktı Başkaları gülü bir çiçek diye sever Ey Dipdiri ölü!.. Özcan Deniz ameliyatla kaldırttı Mahsun'un kadınları zor çalışıyor Acıdım sahip çıktım Gazeteci olma iddiam yok Helin'in işini elinden aldı Asıl şimdi saldırıya uğruyorum Sanat camiasının oyunları Tatiana ikoncanlara karşı Evlenmem büyük hataydı Ünlülerin koleksiyon merakı.. Geciktirici Takıldı.. Ayrılığın nedeni dayak mı? Dizi aşkı gerçek mi oldu ? Viyana'da ŞANLI zafer Oyuncuya oyuncu sevgili
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 05-07-2008, 14:21   #1 (Kalıcı Bağlantı)
*sugibi*gu*
 
sugibigu Kullanıcısının Avatarı
 

Osmanlı’da Harem’in Gerçek Yüzü

Bir ülkede deprem sözkonusu olursa jeologlar, hastalıklar sözkonusu olursa doktorlar, savaş sözkonusu olursa siyasiler ve askerler konuşurlar. Bu bizim ülkemizde de böyledir. Ancak bizde iki konu vardır ki bunlar üzerinde herkes konumuna, birikimine, eğitimine bakmadan üstelik de allame edasıyla konuşur. Bu konulardan bir tanesi dindir diğeri tarih.

Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs. Bir Allah kulunun aklına da bu işin profosörleri bulup konuşturmak gelmez. Veya gelir de, onların söyleyecekleri işlerine gelmez.

Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir.

Bunu içoğlanları takip eder. Ardından valide sultanlar, kadınlar saltanatı, devşirmeler vs. böyle gider.

İlim ahlakına sahip bir tarihçinin Osmanlı haremi konusunda söyleyeceği şeyler çok azdır. Çünkü elinde bu konuyla ilgili yeterli belge, döküman vs. yoktur.

Kalın duvarlarla çevrili harem binası, etrafındaki harem ağalarına ait binalar ve diğer ocakların daireleriyle adeta ulaşılması imkansız bir kale gibidir. İçinde değil, etrafındaki kendilerine ait binalarda yaşayan, zorunlu hallerde Haremin içine girmeleri gerektiğinde salavat-ı şerife getirerek dolaştıkları bir ortamdır. Her odanın kapısının girişinde, duvarlarında ayetler, hadisler, dualar bulunan bir mekandır Harem.

Zorunlu hallerde ancak harem ağalarına ve tabiplere açılan bu mekana yabancı seyyahların, tarihçilerin nasıl girip, orada adeta gezmiş dolaşmıs gibi haremi anlatışlarına şaşmamak elde değil. Kaldı ki bizimkilerin en çok esas aldıkları, kullandıkları kaynaklarda, ilmi otoritelerce yüzlerce kez tenkid edilmis, çürütülmüş bu batı tarihçilerinin kitaplarıdır.

I. Ahmed döneminde saraya gizlice girdiğini iddia eden Venedik elçisi Ottavinano, ancak Revan Kasrı’nın önündeki havuza kadar olan yerleri görebildiğini söyledikten sonra padişahın odasındaki cariyesiyle nasıl ilişki kurduğunu detaylarıyla anlatmakta ve insanlar da bu anlatıma değer vererek kaynak gösterirken yapılan ilmi ahlaksızlığa çanak tutmaktalar.

18. yüzyılda bile ancak yazlık sarayların boş haremlerini gezebilen batılı birkaç yazar, nedense göremedikleri kısmı hayalleriyle doldurmayı denemişlerdi. Havuzu gördüler ama havuz sefalarını kendileri uydurdular sonra da uydurduklarının resmini çizdiler. Hata yaptıklarını belki de hiç bir zaman düşünmediler çünkü kendi kırallarının kadınları ile yaşantıları öyleydi. Birlikte oldukları düzinelerce kadının yarı çıplak resim ve heykelleri ile saraylarının duvarlarını süsleyen bir zihniyetin Osmanlı hükümdarlarındaki edep kavramını anlayabilmelerini zaten beklemiyoruz.

Ama anlayamadığımız, bizim bize bunu nasıl yapabildiğimiz. Yıllarca Topkapı sarayını gezdiren rehberlerin turistlere Harem’in duvarlarında yazılı Arapça metinleri göstererek bunların padişahların cariyeleri için yazdıkları aşk şiirleri olduğunu söylemelerini, ellerindeki broşürlerde de böyle yazmasını hangi düşünceyle izah etmek gerek bilemiyoruz. Zira bu Arapça metinlerin tamamı Kur’an ayetlerinden ve dualardan başka bir şey değil. Hükümdarların çıplak cariyelerin danslarını seyrettiği idda edilen Hünkar Sofası Daire’sinin duvarlarında Bakara Suresi 257. ayetinden itibaren yedi ayet yazılıdır ki bir ayetin meali aynen şöyledir:
Allah kendisine hükümranlık verdi diye (sımarıp azarak) Rabbi hakkında ibrahim ile tartısanı görmedin mi?”
Sanki adeta Osmanlı hükümdarı bu ayetle gerçek hükümdarın kim olduğunu, hükümdarım diye şımarıp azdığı taktirde Nemrutlaşabileceği ihtimalini, hergün bilinç altına kazıyor, iman edenlerin karlı bir konumda, Nemrut gibi imansızların ise ne derece zararda olduğunu görüyor ve okuyordu.

Doğru! Bu sofada padişah eşleri, çocukları, kızları, validesi ile birlikte oturur ve helal dairesinde (yani kimseyi huzurunda yarı çıplak oynatmadan) sazlar çalınıp ilahiler söylenip eğlenilirdi. Ancak bugünkü insanların eğlence kavramından anladıkları şey otomatikman Osmanlı padişahının da öyle eğlenmiş olması gerektiğini düşündürtüyordu onlara.

Onlar bunları yaptıklarına dair (yani hamam havuz sefaları, yarı çıplak cariyelerin dans etmesi gibi) belge bırakmayınca bizimkiler hayallerini belge-vesika-kaynak haline getirdiler.

Öyle ya; bir erkeğin elinin altında 300-500 cariye olur da nasıl bunlarla gününü gün etmez ki. Hele hele 36 Osmanlı padişahının içinden 15 tanesinin sadece bir veya iki kadınla birlikte olduğu diğerlerinin de en fazla yedi sekiz kadınla aile hayatı yaşadığı belgelerle gözlerine soksanız bu sefer de pişkin pişkin sırıtıp Osmanlı padişahlarının erkekliklerini sorgulamaya kalkacaklar.

Hemen şunu da belirtelim; şu an tek eşli (ama çok metresli) evlilik sisteminin içindeki insanlar olarak, Osmanlı padişahının birlikte olduğu 7-8 kadın bile bize çok abartılı gelecektir. Ancak unutmamak gerekir ki Osmanlı’nın yaşadığı dönemde tıpkı dünyanın her yerinde olduğu gibi bir kralın güzel kölesini istediği gibi kulllanması ve bunların sayısının yirmiye otuza çıkması normaldi. O kadar normaldi ki krallar bu kadınlarının heykellerini yaptırıp saraylarının yüksek duvarları üzerine herkesin görebileceği şekilde koydurabiliyorlar ya da yüzlerce genç ve güzel kadınla hamam sefası yapabiliyorlardı. Bizim haremi sorguladığımız gibi Avrupalılar kendi krallarının bu hallerini asla sorgulamadılar. Tarihlerinin yaşanmış bir gerçekliği olarak tarihlerinde bıraktılar.

Oysa biz, asla yaşanmamış sahneleri alıp, doğru gibi kabul edip, kendi kendimize duyduğumuz saygıyı ve özgüveni aramızdan kaldırdık.

1909 yılına kadar Harem Dairesi’ne padişahtan başka, ancak mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyorlardı. Son onüç yıllık dönem ise Haremi görenlerin hatıratlarında oldukça net bir biçimde anlatılıyor. Yazık ki (!) orada bile havuz – hamam sefaları yok.

Peki o zaman “Bu Harem nasıl bir yer?” denilebilir.
Kısa ve net bir cevap verelim: Tek idarecisinin Valide Sultan olduğu (yani padişahın annesi) kendisine ait, padişahın bile bozamadığı çok kesin ve katı kuralları bulunan yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına göre en iyi eğitimi aldığı, nihayetinde de devletin önemli kademesindeki görevlilerle evlendirilerek teliyle-duvağıyle-çeyizi ile gönderildiği bir bayanlar mektebidir.

Evet, tam anlamıyla böyledir. Çünkü saraya çeşitli yollarla (esir alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler “Acemi” statüsü ile saraya girerler. Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün değildir. Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. Eğer bunların içinden gerek zekası, gerek güzelliği ve kabiliyetleri ile dikkati çeken birisi olursa bunlar daha özel bir eğitime tâbi tutulurlar ki saraydaki 500-600 cariyenin ancak %10’u bu guruba girebilir. Bu %10’un içinden onları yetiştiren kalfalar ve Valide sultanın dikkatini çekebilenler ancak, has odalık olabilir ki bunlar padişahın özel hizmetlisi konumundadır.

Eğer Has Odalık olarak ayrılan cariyeler padişahın dikkatini çekmeyi başarabilirlerse, yani padişahla karı-koca hayatı yaşarsa ikbal mertebesine yükselir. Genellikle de ikballer padişahın çocuğunu doğurduğunda Kadın Efendi olurlardı. Bunun bir üst mertebesi Kadın Efendinin Valide sultan olmasıdır ki o da ancak doğurduğu çocuk tahta çıkarsa mümkündür .Özetle bütün kıyamet 600 cariyenin içinden aynı anda sayıları dördü beşi geçmeyen Kadın Efendi ve İkballer yüzünden kopmakta.

Şunu da belirtelim ki, Osmanlı padişahı dileseydi o dönemde dünyanın her yerinde olduğu gibi bu 500-600 cariyeyi önünde resmi geçit yaptırıp içlerinden dilediğini de seçebilirdi. Bunu yapabilecek siyasal otoriteye de, cariye köle konumunda olduğu için dinsel özgürlüğe sahipti. Oysa o hareme girerken içeriye haber verilir ve onun geçeceği yol üzerindeki bütün dairelerin kapıları kapatılır, kazara bir cariye padişahla karşılaşacak olursa yaptığı edepsizlik sayılır ve o cariye cezalandırılırdı. Öyle ki kitaplar, bu “kazara” karşılaşmalara tahammül edemeyen padişahların yüksek ökçeli takunyalar yaptırıp Harem’in içinde iken bunlarla dolaştığını yazdı. Geldiği anlaşılsın ve yolunun üzerinden çekilsinler diye. Cariyeleri bırakın, çıktığı seferde nikahlı karısını bulunduğu şehre getirtmeyi unuttuğu için karısının sitem dolu mektuplarını alan padişahları yazdı arşiv vesikaları.

Koca Sultan’ın sitem dolu mektuba cevabı ise;

“Varın söyleyin Hafsa Sultan’a: Biz gaza kılıcını kuşanmışız. Gayrısından başkasını gözümüz görmez” olacakdı.

Buraya hatıralarına ve mahremiyetlerine hürmetsizlik olmasın diye isimlerini yazmayacağımız bir hükümdarımızın gözdesi ile arasında geçenleri de almak durumunda kalacağız. Zira köle bile olsa, rızası olmadan padişah ile karı-koca hayatı yaşamadıklarının pratikte delili gibidir bu hatıra.

Koca Sultan’ın aziz ruhundan özür dileyerek;

Kızı anlatır padişahımızın: “........... kumraldı, ela gözlü idi, 23 yaşında kadardı. Gayet de iyi tahsil görmüş, son derece zarifti. Daha saraya intisab ettiği (girdiği) günden itibaren babam kendisinden pek hoşlanmıştı. Artık, daima onu yanında gezdiriyor, kendisi ile uzun uzun, tatlı tatlı konuşuyordu. Lakin bütün bu “iltifatı şahaneye” rağmen elâ gözlü dünya güzeli, hükümdarın bazı arzularına “evet” demiyordu. Onun bu şiddetli mukavemeti babamın kendisine karşı alâkasını daha ziyade arttırıyordu. Bu hal böyle tam beş sene devam etti. Elâ gözlü güzelde hiç bir değişiklik yoktu..........”.

Bir bayram günü, çok güzel görünen kız padişahın huzuruna girer tebrikini yapar. Hünkar “Hâlâ inadında devam mısın?” diye sorar. Genç kız gözlerini yere indirip susar. Bunun üzerine Hakan “ Hem sen bugün ne kadar güzelsin!” der. Genç kızın bu iltifata cevabı şu olur: “Efendimiz!! Ömrüm oldukça size canımı feda etmeye daima hazır olacağım. Yanınızdan ayrılmam. Fakat bütün dünyayı bağışlasanız asla hareminiz olmam!.. Çünkü kocam olacak erkeğin yalnız ve yalnız bir karısı, yani tamamen bana ait olmasını isterim, aksi halde kimse ile evlenmem.....”

Güzelden ümidini kesen Hükümdar ona bir konak alır, içini donatır. 45 Yasında gayet dindar bir kıranta (oturaklı, gösterişli, bakımlı, orta yaşlı) zatla evlendirir. Kocasının tek eşi olarak hayatını devam ettirir.

Binyediyüzlü yılların başında İstanbul’a gelen İngiltere Büyükelçisi’nin eşi Lady Montague’nin hatıraları batılıların pek hoşuna gitmedi. Hareme girebilen Lady’nin yazdıkları daha önceki ve sonraki batılıların yazdıklarına ters düştüğü için, gerek o dönemde, gerekse daha sonra Lady Montague’yi yalancılıkla itham eden pek çok yazar çıkacaktı. O’nun ülkesi olan İngiltere’de üstelik de 1800’lü yıllarda, evli bir erkek çok rahatlıkla karısını gazeteye “ihtiyaçtan satılık ev kadını” ilanı vererek satabildiği için, Osmanlının saraya giren kadın köleye maaş bağlamasını, eğitim vermesini, sonra da değerli çeyiz ve mücevherleri ile saraydan âzâd etmesini elbette anlamakta zorlanacak ve inkâr yolunu tercih edeceklerdi.

Aşağıda, onun mektuplarından yaptığımız alıntı, ne demek istediğimizi daha da iyi izah edecektir:

“Bu milletin din ve töreleri hakkında eksik bilgimiz var. Dünyanın bu tarafına seyrek geliniyor. Gelenler de ticaretten başka bir şey düşünmeyen tüccarlar. Türkler ise, bunlarla yüz-göz olmayacak kadar ağırbaşlılar. Bu sebeple tüccarların getirdikleri bilgiler yalan yanlış oluyor.

Belki de dünyanın bütün kadınlarından daha hür..... Hayatı hiç aksatmadan, zevkle süren, kaygılardan uzak yaşayan, boş vaktini komşu ziyaretleriyle, hamamlarda yıkanmakla, ya da bol para harcayıp yeni yeni modalar çıkarmakla geçiren yeryüzündeki tek kadın.

Avrupa’da hiç bir saray düşünemem ki, orada yabancı bir kadına karşı bu kadar namusluca davranılsın.

Hamamda ikiyüz kadar kadın vardı. Hiç birinde bizdeki gibi alaycı gülüşmeler ve fısıldaşmalara rastlamadım. Üstelik benim için “güzel, çok güzel” dediklerini işittim. Bir kadının, bir başka kadın için “güzel” diyebilmesi hâyâl bile edilemez.

Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var. Ancak bu cariyeler evin hanımına âit hizmetçiler. Evin erkeği ömrü boyunca bunları yolda görse tanımaz. Ne kadar garip değil mi?

Kış geceleri toplanıyorlar, geç vakitlere kadar öyle güzel ve saf eğleniyorlar ki zamanın nasıl geçtiği hissedilmiyor. Her evde misafir odaları var. İkram ve misafirperverlik Türklerin yaşama kudreti gibi bir şey.......”

Çok zor ve ağır bir konu olan Harem’i böyle bir kaç satırda özetlemek elbetteki mümkün değil. Ancak kendimizle, geçmişimizle barışma çabasının içinde küçük bir damla olmaktı niyetimiz.

Yazımıza bir soru ile son vermek istiyoruz:

Biz, zamanın hiç bir diliminde ve dünyanın hiç bir cografyasında sarayına aldıgı bir köleden “valide sultan” dedigimiz zamanının “first lady”sini çıkaran bir baska medeniyet bilmiyoruz.

Siz biliyor musunuz?
__________________


Statü: Çevrimdışı
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Google Reklamları
Eski 05-07-2008, 14:23   #2 (Kalıcı Bağlantı)
ForumVadisi Efsanesi
 
shadomania Kullanıcısının Avatarı
 


çok güzel bir yazıydı..

tesekkurler
__________________
doğru söyledik .. 9.köyden kovdular ....
Statü: Çevrimiçi
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-07-2008, 14:23   #3 (Kalıcı Bağlantı)
ForumVadisi Efsanesi
 
shadomania Kullanıcısının Avatarı
 


çok güzel bir yazıydı..

tesekkurler
__________________
doğru söyledik .. 9.köyden kovdular ....
Statü: Çevrimiçi
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2008, 04:11   #4 (Kalıcı Bağlantı)
ForumVadisi'nin Popüler Üyesi
 
xample Kullanıcısının Avatarı
 


teşekkürler aydınlattıgın için...
__________________
Statü: Çevrimdışı
 
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Masonların Gerçek Yüzü KeŞH Garip ve Esrarengiz Olaylar 8 28-08-2008 23:15
M.ŞEVKET EYGİ...23 Temel Gerçek sebnem975 Siyaset Gündemi 0 12-06-2008 13:06
Saddam Asılmadı, İşte Delilleri..!!..Asılan Saddam Hüseyin mi ! Casim El-Ali mi !? sadettin Garip ve Esrarengiz Olaylar 22 30-01-2007 16:14
işte isviçrelilerin gerçek yüzü!!!! Don_juan Geri Dönüşüm Kutusu 0 09-08-2006 00:57
GerÇek ultrAtolga Felsefe 0 19-03-2005 16:20

ForumVadisi vBulletin yazılımı kullanmaktadır.
Yazılımın tüm hakları ©2000 - 2007, Jelsoft Enterprises Ltd.'e aittir.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0
Site üzerindeki yapılandırma ve içeriğin tüm hakları ©2005 - 2007 ForumVadisi'ne aittir.
Bilgi için:info@forumvadisi.com




[Çıkış: 100.19 Kb. Sıkıştırıldıktan Sonra: 96.68 Kb. Tasarruf: 3.51 Kb. (3.51%)]